10 Haziran 2013 Pazartesi

Dolunay - Karakterler 2

Yeniden selam arkadaşlar,
3. bölümü yazdıktan sonra birkaç günlük ara verdim. Okullar da kapanıyor ya, hiç yazasım gelmedi. Zaten başka olaylar da oldu. Onları da anlatırım sonra belki. Bu yazımda da hikayemdeki yan karakterleri tanıtıcam.
Öncelikle bizim Rose ve David'imizin kızlarının gelecekteki yari Justin'i tanıtayım sizlere.
Bu arada çocuğun adını Justin koydum diye Bieber'ı sevdiğimi zannetmeyin. Tamamen Timberlake'i düşünerek koyduğum bir isimdir.


Eveet, biliyorum sizin de dibiniz düştü, aynı benim gibi. Bu çocuğun adını madını bilmiyom da Tumblr'da yüz bin kere rebloglamışımdır. Acayip taş bir çocuk ya. Vallahi gife biraz daha bakarsam kalp krizi geçiricem.


Bridgit'le nasıl mı olurlar?


Ama şimdi eğer siz "bu ne ya tanınmadık kişi olmaz ünlü birini seç Hatice" derseniz o zaman aklıma iki kişi gelir.

Bunlardan birincisi;




Teen Wolf'un Stiles'ı. Gerçek adı Dylan O'Brien ama ona Stiles ismi resmen yapışmış. Acayip şeker, tam ısırmalık bir çocuk. 

Diğer seçeneğim ise;




Merlin'den bildiğimiz Mordred. Yani Alexander Vlahos. Sevimli fakat Bridgit'e göre biraz büyük kaçabilir diye düşünmüyorum pek.

Amaan zaten 3 tane seçeneğim var. Birini seçiveririm olur biter ayol. :D

Yan karakterlerden diğerine, büyükbaba Joe'ya geçelim şimdi de.
Bu yaşlı adam tonton, şeker bir amcamız olmak zorundaydı. Benim de haliyle, hiç kuşkusuz aklıma sadece tek bir isim geldi (Bu sefer tek isim, yırttınız hadi, iyisiniz)


Tanımadınız di mii. Durun en iyisi hepinizin anında anlayacağı bir fotoğrafını koyayım.


Evet evet, Dumbledore. Tam da şıp diye oturmadı mı role sizce dee?

Bir diğer yan rol olan destandaki dişi kurda geçelim. Hikayede yazdığım kadarıyla daha sadece adı geçiyor ama gelecek bölümlerde önemli yer tutacak.



Değerli leydimiz Morgana'dan başka biri düşünülemezdi değil mi? Kadında tam bir kurt tipi yok mu gerçekten de? Dişiliğinden bahsetmiyorum bile

Neyse gelecek yazımda görüşmek üzere......





9 Haziran 2013 Pazar

Dolunay IV. Bölüm

IV. BÖLÜM


           David, hepsini açıklayabilirim.
           Açıklamanı dört gözle bekliyorum.
           Öncelikle kurt kelimesinin insanı biraz ürküttüğünü biliyorum. Ama biz öyle istediği zaman kurta dönüşebilen ve vampirlerle kavgalı canlılar değiliz.
           Bir saniye. Vampirler de gerçek mi?
           Evet. Hepsi gerçek. Vampirlerle çok iyi anlaşmasak da ebedi bir düşmanlığımız da yok. Hepimizin asıl hayali normal bir yaşam sürmek. İnsanlara zarar vermek gibi bir amacımız da yok.
           İstediğimiz zaman dönüşemiyoruz demiştin. Ne zaman dönüşüyorsunuz?
           Dolunay zamanlarında. Dönüştüğümüzde de insan kurt karışımı çirkin bir yaratık olmuyoruz. Tamamen kurt oluyoruz. Güneş doğunca insan halimize geri dönüyoruz. Fakat kurtken yaptıklarımızın hiçbirini hatırlamıyoruz.
           Yani bir insana da saldırabilirsiniz?
           Belki. Ama zaten kimseye zarar vermemek için dolunay zamanlarında şehir dışına çıkıyoruz. Kimimiz terk edilmiş kasabalara, kimimiz ormana. Ama kesinlikle şehirde kalmıyoruz. Benim de her dolunay zamanında iş bahanesiyle şehir dışına çıkmamın nedeni bu.
           Demek bu kadar zaman benden tüm bunları sakladın ha?
           Nasıl söylememi bekliyordun? Bana önyargıyla yaklaşacaktın, hatta belki de korkacaktın. Seni kaybetmek bu dünyada göze alacağım en son şey.
           Hepsini bir şekilde hallederdik. Senden o kadar kolay vazgeçeceğimi mi düşünüyordun gerçekten?
           Artık hiçbir önemi yok. Nasıl olsa her şeyi öğrendin. Asıl önemli konu şu; bu dolunay kurda dönüşmedim. Nedenini bilmiyorum ama bu gerçekten korkutucu. Bir kurdun dönüşmemesi genellikle çok yaşlı kurtlar için geçerlidir. Zaten sonraki aya varamadan ölürler. Ama benim yaşımda bir kurt her ay dönüşür.
           Demek büyükbabana uğramanın nedeni buydu. Büyükbabanın anlattığı destan da bununla alakalıydı.
           Evet. Destanda anlatılana göre dişi bir kurt doğum yapıyor. Bizim bildiğimiz kadarıyla ise dişi bir kurdun doğum yapabilmesi mümkün değil. Büyükbabam dönüşmemem ile bunu bağdaştırıyor. Hamile olabilirmişim.
           Ne?
           Biliyorum. Her zaman bir kız çocuğun olsun istedin. Ben ise doğum yapamayacağımı senden sakladım. Çok özür dilerim. Belki zamanı gelince evlatlık ediniriz diye düşünmüştüm.
           Peki kurtlar doğum yapamıyorsa sen nasıl dünyaya geldin?
           Benim babam bir kurttu. Annem normal bir insandı. Annem doğumdan sonra dayanamadı ve öldü. İşte annemin ölümü üzerinde seninle pek konuşmamamın nedeni de bu. Kendimi her zaman çok suçlu hissettim. Bir insanın bir kurt çocuk dünyaya getirdikten sonra daha fazla yaşaması mümkün değil.
           Ya sen? Eğer hamileysen doğumdan sonra sana bir şey olacak mı?
           David, bir kurdun hamile olması mümkün değil. Hepsi büyükbabamın anlattığı destandaki uydurma zırvalıklar. Gelecek dolunay mutlaka dönüşeceğim. Bu ay kendimi biraz hasta hissediyordum. Ondan dönüşmemiş olabilirim.
           Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Her destanda doğruluk payı vardır. Yarın erkenden hastaneye kontrole gidiyoruz.
           David, ne gerek var böyle şeylere? Gelecek ayı bekleyelim. O zaman da dönüşmezsem gideriz.
           Yarın gidiyoruz. Konu kapanmıştır.

7 Haziran 2013 Cuma

Dolunay III. Bölüm

III. BÖLÜM


         Rose, bir apartmandaki küçük ama sevimli dairesine döndüğünde saat 7’yi geçmişti. Karmakarışık çantasından anahtarlarını çıkarmak için kapıda yarım saat oyalandı. David eve gelmişti büyük ihtimalle. Ama zile basıp onu rahatsız etmek istemiyordu. O sırada cüzdanını yere düşürdü. Yere eğilip alırken cüzdanın kenarından bir fotoğraf sarktığını fark etti. Onların düğün resmi. Bu fotoğrafı çok severdi ve her zaman yanında taşırdı. Sonra fotoğrafın arkasına çevirdi ve arkasında yazılı tarihi okudu: 07.10.1997
        
         Bundan tam bir yıl öncesi!
        
         Bugün onların 1. evlilik yıldönümleriydi ve Rose bunu tamamen unutmuştu. Eve girmeden hemen bir alışveriş merkezine gidip David’e bir hediye almalıydı. Koşarak merdivenlerden indi. En yakındaki alışveriş merkezine gitti ve bir saat aldı. Çok pahalı bir şey değildi ama çok klâs duruyordu. David’e çok yakışacağından emindi.
        
         Normalde hep erkekler unutmaz mıydı yıldönümlerini? Daha ilk yıldan unutmuşsa, gelecek yılları düşünmek istemiyordu. Evine hızlı adımlarla yürümeye başladı. Kapıyı açtı ve içeri girdi. Salon karanlıktı. Mutfaktan ise loş bir ışık geliyordu. Çantasını ve ceketini portmantoya bıraktı ve mutfağa doğru ilerledi. İçeri girer girmez fark ettiği ilk şey gül yapraklarıyla dolu yemek masası oldu. Daha sonra tabaklardaki özenerek yapılan yemekler. En son olarak da masanın başında saçı başı dağılmış bir şekilde oturan David. Masanın köşesinde duran şarap şişesinin yarısından çoğu boştu.
           David?

Diyerek söze başladı Rose. David başını kaldırdı. Yüzüne dikkatli dikkatli baktı. Bir kusur ararmışçasına. Ama cevap vermedi. Rose ne yapacağını şaşırdı. Karşısındaki sandalyeye oturdu ve David’in eline uzandı. O ise elini geri çekti.
                Büyükbaban nasıldı, dedi David soğuk bir sesle.
                İyiydi, dedi Rose. Tüm bunlara anlam veremiyordu. Sadece yarım saat kadar geç kalmıştı. Hepsi bunun yüzünden miydi?
                Bana söylemek istediğin bir şey var mı Rose, dedi David.
Rose “eyvah, yıldönümünü unuttuğumu anlamış” diye düşündü.
                Var tabii ki. İlk evlilik yıldönümümüz kutlu olsuuun, dedi ve hırkasının cebinden aldığı saati çıkardı. Tam kocasının bileğine takmaya yeltenirken David ayağa fırladı.
                Başka?
Başka ne olabilirdi ki? Neler diyordu bu adam?
                Başka mı?
                Evet.
                Ve seni çook seviyorum hayatııım.
                Rose, gerçekleri söylemeni istiyorum.

                Seni sevmediğimi mi düşünüyorsun?
               Artık rol yapmayı bırak Rose. Bunca zaman böyle bir şeyi benden nasıl saklayabildin?
               David, nelerden bahsediyorsun? Dediğini kulağın duyuyor mu? Ne saklamışım senden?
               Tüm konuşmayı duydum Rose, hepsini. Sana son bir kez daha “Seni seviyorum, yıldönümümüz kutlu olsun” diyecektim fakat sen telefonu kapatmadan çantana atmıştın.
            Bu olamaz! David, onun şu ana kadar kendisinden korkmaması için sakladığı sırrı öğrenmişti. Şimdi bütün bunları ona nasıl açıklayacaktı?
               Bir kurt olduğunu biliyorum artık Rose.

6 Haziran 2013 Perşembe

Dolunay II. Bölüm

II. BÖLÜM


         Tamı tamına bir hafta geçmişti. Rose, bu bir hafta boyunca her gece dönüşmek için ormana gitmişti. Fakat hiçbir gidişinde dönüşmemişti. Bu durumun nedenini bilmemek onu çok rahatsız ediyordu.  O an tüm bu olanları açıklayabilecek bir kişi geldi aklına. Ailesinde sağ olan tek kişi, aynı zamanda yıllardır kurt şeklinde yaşamını sürdüren biri, BÜYÜKBABASI.
        
         Hemen büyükbabasını aradı. Yaşlı adamın cılız sesini duyunca onu ne çok özlediğini fark etti.
           Alo?
           Merhaba büyükbaba. Ben Rose.
           Rose, nasılsın? Bu dolunay nasıl geçti?
           Aslında ben de bu yüzden aramıştım. Bir sorun var. Fakat telefondan anlatmam mümkün değil. Sana gelebilir miyim?
           Bir de soruyorsun. Gel tabii ki.
           Peki, görüşürüz.
        
          Rose hemen arabasına atladı. Yolculuk bir saate yakın sürdü. Büyükbabası okyanus kenarındaki ufak bir kulübede oturuyordu. Kulübeye vardığındaysa sağanak başlamıştı. Dalgalar, kayalara nefretle çarpıyor gibiydi. Arabasından inip, kulübeye doğru son sürat hızla koştu. Fakat yağmur o kadar hızlı ve şiddetliydi ki kapıya ulaşana kadar her yeri sırılsıklam olmuştu. Yanına şemsiye almadığı için kendine çok kızmıştı. Kapıyı 3 kez tıklattı. Ve kapı hemen açıldı.

           Çok ıslanmışsın.
           Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyor.
         Deri montunu çıkardı ve kapının yanındaki askıya astı. Saçlarını kurutmak için bir sağa bir sola sallamaya başladı. Bir de hasta olmak istemezdi.
           Hoşgeldin hayatım. Şu bana telefonda bahsettiğin sorun nedir?
           Büyükbaba, bu dolunay kurda dönüşmedim. Bu durumun nedeni ne olabilir diye çok düşündüm fakat hiçbir mantıklı sonuca ulaşamadım. Senin bu konuda mutlaka bir bilgin vardır diye sana gelmeye karar verdim.
           Bu daha önce hiç karşılaşmadığım bir durum. Oldukça garip gerçekten de. Herhangi bir yorum yapmam oldukça güç. Ama eski kurt efsanelerinde buna benzer durumlar olabilir. Elimde bu efsanelerin bulunduğu bazı kitaplar var. Onlara bakmalıyım.
         Sallanan sandalyesinden kalktı. Şöminenin sağ tarafındaki büyük, tozlu rafa yöneldi. Birkaç kitabı yerinden oynattıktan sonra aradığı kitabı bulduğunu ifade eden bir yüz ifadesi takındı. Kitap yüz yıllık olmalıydı. Kalındı ve üzeri yaldızlarla süslü, kahverengi, sert olmasına rağmen oldukça yıpranmış bir kapağa sahipti. Kitabın kapağında anlamını bilmediği birçok simge vardı. Büyükbabası sayfaları karıştırmaya başladı. Sayfaların hepsi sarıydı ve bazı yerleri yırtılmıştı. Birkaç dakika sonra büyükbabasının yüzünde memnuniyet ifadesi belirdi.
           Bir şey mi buldun?
           Evet. Bu kitapta en eski Türk efsaneleri bulunuyor.
           Türk efsaneleri mi? Hindilerle kurtların ne alakası var büyükbaba?
           Ben hindilerden bahsetmiyorum Tarihin kaçtı senin?
           Iı - Pek iyi değildi.
           Belli oluyor. Neyse, Türkleri bile hindilerle karıştırdığına göre sen onların en ünlü Bozkurt ve Ergenekon destanlarını da bilmezsin. Hemen anlatayım ben sana.
        
         Derken Rose’un telefonu çaldı. Arayan David’di. Rose “Hemen gelirim” diyerek masadan kalktı ve pencerenin kenarına yürüdü. Telefonu açtı ve David’in aşık olduğu sesini duydu.
           Nasılsın hayatım?
           İyiyim. Eve dönerken biraz büyükbabama da uğrayayım dedim. Ondayım şu an.
           Öyle mi? Benden de selam söylersin. Akşam eve vaktinde yetişirsin, değil mi?
           Tabii ki. Hiç endişelenme. Tam zamanında ordayım.
           Tamam o zaman. Akşam görüşürüz. Öpüyorum.
           Ben deee.
        
         Dedi Rose ve büyükbabasının yanına döndü.

           Evet, nerede kalmıştık?
           Ben destanları anlatıyordum. Bu destanların ikisinde de senin gibi bir dişi kurt var. Bozkurt’u kısaca özetleyecek olursam; Türk boyu olan Göktürkler bir gün düşmanları tarafından bozguna uğrarlar. Bu bozgundan sadece tek bir Türk çocuğu kurtulur. Onu dişi bir kurt bulur ve büyütür. Çocuk yetişkin yaşa gelince evlenirler ve yedi tane çocukları olur. Bu şekilde üredikçe güçlenirler ve yeni bir boy türer.
           Bir dişi kurdun ve bir insanın çocukları mı oluyor?
           Rose, bu zaten bir efsane. Kesinliği yok. Fakat dikkate almaya değer.
           Yani bu durum ne anlama geliyor?
           Bir jinekoloğa görünsen çok iyi olacak, o anlama geliyor.
        
         Ve tüm konuşmayı duyan David telefonunu elinden düşürdü.

Dolunay - Karakterler

Selam arkadaşlaar,
Bir önceki yazımda şu an yazmakta olduğum bir hikayenin ilk bölümünü yayınlamıştım. Şimdi ise karakterler için hangi oyuncuları düşündüğümü sizinle paylaşacağıım.
Öncelikle Rose'la başlayalım. Bu genç çok tatlı bir evliliği olan hanım kızımız için benim aklıma sadece tek bir isim geliyor. O da Billie Piper:




Onu bir çoğunuz Doctor Who'dan tanıyorsunuzdur. Benim dünya tatlısı Rose'um.
Onu değil de kimi koyayım yani, Freema'yı mı? Acayip seksi, aynı zamanda çok şeker bir hatun.


Ama 10.'yla talihsiz aşklarına ne kadar üzülmüşsem demek ki. Dizideki adını bile değiştirmedim, öyle yani. 


Neyse, bu kadar duygusallık yeter, yoksa birazdan ağlayacağım. Bu giften sonra zaten David'e, yani Rose'un bitanecik ve karizmatik kocası rolüne kimi koyacağımı anlamışsınızdır.
Tabii ki de; David Tennant.


Ya şundaki tatlılığa bakın yaa, yerim senii.



Böyle tatlı, şeker, muhteşem bir çiftin çocukları rolünü (tabi daha ilerki bölümleri yayınlamadım) öyle sıradan birine veremezdim. En az onlar kadar tatlı, muhteşem, şeker biri seçtim:
Bridgit Mendler...





Aslında bu rol için aklımda Emma Watson da vardı. Hepimizin bildiği şekliyle Hermione. Fakat benim hikayemde kız 16 yaşında olacağından Bridgit daha uygun geldi.
Ama şimdi Emma'nın da hakkını yememek lazım. Harika, taş gibi bir İngiliz aktris.


Aslında hala Emma'yı yapabilirim. Karar vermekte zorlanıyorum. 

Neyse, ana karakterleri şu an yazdım. Yan karakterleri de gelecek yazılarımda sizlerle paylaşırım. Görüşmek üzereeee



5 Haziran 2013 Çarşamba

Dolunay I. Bölüm

Dolunay

I. Bölüm

          Kara bulutlar, Boston şehrinin üstünü kaplamıştı. Gelecek sabah yağmurlu olacaktı anlaşılan. Bulutların arasından bembeyaz parlayan dolunay görünüyordu. Sarı saçlı genç bir kadın bomboş yolda hızlı bir şekilde ilerliyordu. O gün Rose için çok zor bir gündü. Dolunayın ilk günü hep zor olurdu zaten. Radyoda “Here Comes The Sun” çalıyordu. Rose kısacık bir süreliğine de olsa kendini müziğin akışına bıraktı. Fakat sonra hemen yola odaklandı. Gitmek istediği yere sadece birkaç kilometre kalmıştı. 5 dakika sonra arabasını yolun kenarında durdurdu. Yavaşça arabadan indi. Etrafına bakındı. Yol tamamen sessizdi. Hızlı adımlarla ormanın derinliklerine doğru yürümeye başladı.             
         
         Yarım saat sonra dönüşümü başlayacaktı. Güneş doğduğunda ise kendini hiç bilmediği bir yerde bulacaktı. O gece yaptığı hiçbir şeyi hatırlamayacaktı. Alışmıştı bu duruma artık. Sadece dönüşümden önce şehir dışına çıkmalı ve onu hiç kimsenin görmediğinden emin olmalıydı. Hem işi dolayısıyla eşine bahaneler uydurup, onun yanından ayrılmak oldukça kolaydı.

         Mevsim sonbahardı. Ağaçların tüm yaprakları dökülmüştü. Bu sebeple ses çıkarmadan yürümesi oldukça güçtü. Biraz daha yürüdü. Çevrede kimsenin olmadığından emin olmak istiyordu. Yaşlı bir ağacın dibine oturdu. Başını ağaca yasladı. Dönüşümü birazdan başlamalıydı. Kimseye zarar vermemeyi umdu. Kalbi güm güm atmaya başlamıştı. Kanının damarlarındaki akışını hissedebiliyordu.

         Fakat bir süre sonra nabzı yavaşça normale döndü. Ama böyle bir şey nasıl olurdu? Tüm bu belirtilerden sonra kurda dönüşmesi gerekmiyor muydu?   Ne oldu da hala dönüşmemişti? Yoksa normale mi dönüyordu? Ama niye? 16 yaşından beri her dolunayda dönüşmüştü. Bu dolunayın farkı neydi?

         Biraz daha beklemeye karar verdi. Dolunay bütün ihtişamıyla orada olmasaydı daha tam olarak doğmadığını düşünebilirdi. Ama ay daha önce hiç olmadığı kadar parlak bir şekilde tepesinde duruyordu. Güneş doğana kadar o ağacın dibinde oturdu. Hiçbir şey olmamıştı. Bu durumu aklı almıyordu. Bacakları uyuşmuştu. Yerden kalkınca sendeledi, ağaca tutunup doğruldu. Kot pantolonundaki yaprakları temizledi. Yavaş adımlarla arabasına doğru yürüdü. Bulabildiği en yakın motele yerleşti. Tüm gece uyumadığından çok yorgundu. Biraz daha düşünürse beyni patlayacaktı. Çarşafları kırışık sert yatağa kendini attı ve o an uykuya daldı.

         Uyandığında pencereden süzülen güneş ışıkları tüm odayı dolduruyordu. Hemen yataktan kalktı ve telefonunun saatine baktı. Saat 3 olmuştu. Ve tam 21 tane cevapsız arama vardı. Ne diye telefonunu sessizde bırakmıştı ki? David çok telaşlanmış olmalıydı. Hemen geri aradı. Telefon çalarken aklına söylemek için hiçbir yalan gelmedi. Anlaşılan birazcık doğaçlama yapacaktı. Birkaç saniye sonra telefon açıldı.
           Rose? Sen misin? İyi misin?
           Evet, benim, iyiyim.
           Rose, nerelerdeydin? Neden telefonuna cevap vermiyorsun?
           Özür dilerim hayatım. Benn, ben, şey, toplantıdaydım. O yüzden açamadım.
           Bu saate kadar ne toplantısı?
           Bugün gerçekten çok yoğundum. Telefonuma bakacak vakti bırak, kafamı kaşıyacak vaktim yoktu. Kızdın mı?
           Yok kızmadım. Hatta az kalsın beni meraktan öldüreceğin için sana teşekkür edecektim.
           David, özür diledim ya. Her neyse, senin günün nasıldı?
           Senin başına gelmiş olabilecek ölüm senaryoları kurmak dışında güzeldi.
           Çok kuruntu yapıyorsun. Bana hiç kimse bir şey yapamaz.
           Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?
           Çünküü, çünkü ben tam üç ay karate kursuna gittim.
           Ve kendini çok güvende hissediyorsun öyle mi?
           Aynen öyle.
           Rose çok düşüncesizsin. Benim nasıl telaşlandı-
           David, artık şu konuyu kapatalım. Gerçekten sıkılmaya başladım.
           Tabii, doğru ya, sen istediğin zaman konular kapanır, sen istediğinde açılır.
         Dedi ve yüzüne kapattı. Rose ne yapacağını şaşırmıştı. Kocasıyla kavga etmek şu an isteyeceği son şeydi. Fakat edivermişlerdi işte. Bir yandan onun olayları çok büyüttüğünü düşünse de bir yandan da haklı olduğunu biliyordu. Onun yerinde kendi olsa o da meraktan çıldırırdı.

         Bir süre David’in gönlünü almak için ne yapacağını düşündü. En sonunda bir kısa mesaj yollamaya karar verdi.

Bugün sana haksızlık ettim. Gerçekten çok üzgünüm. Seni çok seviyorum.”

         David, çabuk parlayıp çabuk sönen biriydi. Onunla asla uzun bir süre küs kalamazdı. Biraz sonra mutlaka cevap gelecekti. Düşündüğü gibi de oldu.

“Seni üzmek istememiştim. Benim için her şeyden daha değerli olduğunu biliyorsun. Bir daha böyle yapma. Seni çok seviyorum.”