II. BÖLÜM
Tamı
tamına bir hafta geçmişti. Rose, bu bir hafta boyunca her gece dönüşmek için
ormana gitmişti. Fakat hiçbir gidişinde dönüşmemişti. Bu durumun nedenini
bilmemek onu çok rahatsız ediyordu. O an
tüm bu olanları açıklayabilecek bir kişi geldi aklına. Ailesinde sağ olan tek
kişi, aynı zamanda yıllardır kurt şeklinde yaşamını sürdüren biri, BÜYÜKBABASI.
Hemen
büyükbabasını aradı. Yaşlı adamın cılız sesini duyunca onu ne çok özlediğini
fark etti.
—
Alo?
—
Merhaba büyükbaba. Ben Rose.
—
Rose, nasılsın? Bu dolunay nasıl geçti?
—
Aslında ben de bu yüzden aramıştım. Bir sorun var.
Fakat telefondan anlatmam mümkün değil. Sana gelebilir miyim?
—
Bir de soruyorsun. Gel tabii ki.
—
Peki, görüşürüz.
Rose
hemen arabasına atladı. Yolculuk bir saate yakın sürdü. Büyükbabası okyanus
kenarındaki ufak bir kulübede oturuyordu. Kulübeye vardığındaysa sağanak
başlamıştı. Dalgalar, kayalara nefretle çarpıyor gibiydi. Arabasından inip,
kulübeye doğru son sürat hızla koştu. Fakat yağmur o kadar hızlı ve şiddetliydi
ki kapıya ulaşana kadar her yeri sırılsıklam olmuştu. Yanına şemsiye almadığı
için kendine çok kızmıştı. Kapıyı 3 kez tıklattı. Ve kapı hemen açıldı.
—
Çok ıslanmışsın.
—
Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyor.
Deri
montunu çıkardı ve kapının yanındaki askıya astı. Saçlarını kurutmak için bir
sağa bir sola sallamaya başladı. Bir de hasta olmak istemezdi.
—
Hoşgeldin hayatım. Şu bana telefonda bahsettiğin sorun
nedir?
—
Büyükbaba, bu dolunay kurda dönüşmedim. Bu durumun
nedeni ne olabilir diye çok düşündüm fakat hiçbir mantıklı sonuca ulaşamadım.
Senin bu konuda mutlaka bir bilgin vardır diye sana gelmeye karar verdim.
—
Bu daha önce hiç karşılaşmadığım bir durum. Oldukça
garip gerçekten de. Herhangi bir yorum yapmam oldukça güç. Ama eski kurt
efsanelerinde buna benzer durumlar olabilir. Elimde bu efsanelerin bulunduğu
bazı kitaplar var. Onlara bakmalıyım.
Sallanan
sandalyesinden kalktı. Şöminenin sağ tarafındaki büyük, tozlu rafa yöneldi.
Birkaç kitabı yerinden oynattıktan sonra aradığı kitabı bulduğunu ifade eden
bir yüz ifadesi takındı. Kitap yüz yıllık olmalıydı. Kalındı ve üzeri
yaldızlarla süslü, kahverengi, sert olmasına rağmen oldukça yıpranmış bir
kapağa sahipti. Kitabın kapağında anlamını bilmediği birçok simge vardı.
Büyükbabası sayfaları karıştırmaya başladı. Sayfaların hepsi sarıydı ve bazı
yerleri yırtılmıştı. Birkaç dakika sonra büyükbabasının yüzünde memnuniyet
ifadesi belirdi.
—
Bir şey mi buldun?
—
Evet. Bu kitapta en eski Türk efsaneleri bulunuyor.
—
Türk efsaneleri mi? Hindilerle kurtların ne alakası var
büyükbaba?
—
Ben hindilerden bahsetmiyorum Tarihin kaçtı senin?
—
Iı - Pek iyi değildi.
—
Belli oluyor. Neyse, Türkleri bile hindilerle
karıştırdığına göre sen onların en ünlü Bozkurt ve Ergenekon destanlarını da
bilmezsin. Hemen anlatayım ben sana.
Derken
Rose’un telefonu çaldı. Arayan David’di. Rose “Hemen gelirim” diyerek masadan
kalktı ve pencerenin kenarına yürüdü. Telefonu açtı ve David’in aşık olduğu
sesini duydu.
—
Nasılsın hayatım?
—
İyiyim. Eve dönerken biraz büyükbabama da uğrayayım
dedim. Ondayım şu an.
—
Öyle mi? Benden de selam söylersin. Akşam eve vaktinde
yetişirsin, değil mi?
—
Tabii ki. Hiç endişelenme. Tam zamanında ordayım.
—
Tamam o zaman. Akşam görüşürüz. Öpüyorum.
—
Ben deee.
Dedi Rose ve büyükbabasının yanına döndü.
—
Evet, nerede kalmıştık?
—
Ben destanları anlatıyordum. Bu destanların ikisinde de
senin gibi bir dişi kurt var. Bozkurt’u kısaca özetleyecek olursam; Türk boyu
olan Göktürkler bir gün düşmanları tarafından bozguna uğrarlar. Bu bozgundan
sadece tek bir Türk çocuğu kurtulur. Onu dişi bir kurt bulur ve büyütür. Çocuk
yetişkin yaşa gelince evlenirler ve yedi tane çocukları olur. Bu şekilde üredikçe
güçlenirler ve yeni bir boy türer.
— Bir dişi kurdun ve bir insanın çocukları mı oluyor?
—
Rose, bu zaten bir efsane. Kesinliği yok. Fakat dikkate almaya değer.
—
Yani bu durum ne anlama geliyor?
—
Bir jinekoloğa görünsen çok iyi olacak, o anlama
geliyor.
Ve
tüm konuşmayı duyan David telefonunu elinden düşürdü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder