III.
BÖLÜM
Rose,
bir apartmandaki küçük ama sevimli dairesine döndüğünde saat 7’yi geçmişti.
Karmakarışık çantasından anahtarlarını çıkarmak için kapıda yarım saat
oyalandı. David eve gelmişti büyük ihtimalle. Ama zile basıp onu rahatsız etmek
istemiyordu. O sırada cüzdanını yere düşürdü. Yere eğilip alırken cüzdanın
kenarından bir fotoğraf sarktığını fark etti. Onların düğün resmi. Bu fotoğrafı
çok severdi ve her zaman yanında taşırdı. Sonra fotoğrafın arkasına çevirdi ve
arkasında yazılı tarihi okudu: 07.10.1997
Bundan
tam bir yıl öncesi!
Bugün
onların 1. evlilik yıldönümleriydi ve Rose bunu tamamen unutmuştu. Eve girmeden
hemen bir alışveriş merkezine gidip David’e bir hediye almalıydı. Koşarak
merdivenlerden indi. En yakındaki alışveriş merkezine gitti ve bir saat aldı.
Çok pahalı bir şey değildi ama çok klâs duruyordu. David’e çok yakışacağından
emindi.
Normalde
hep erkekler unutmaz mıydı yıldönümlerini? Daha ilk yıldan unutmuşsa, gelecek
yılları düşünmek istemiyordu. Evine hızlı adımlarla yürümeye başladı. Kapıyı
açtı ve içeri girdi. Salon karanlıktı. Mutfaktan ise loş bir ışık geliyordu. Çantasını
ve ceketini portmantoya bıraktı ve mutfağa doğru ilerledi. İçeri girer girmez
fark ettiği ilk şey gül yapraklarıyla dolu yemek masası oldu. Daha sonra
tabaklardaki özenerek yapılan yemekler. En son olarak da masanın başında saçı
başı dağılmış bir şekilde oturan David. Masanın köşesinde duran şarap şişesinin
yarısından çoğu boştu.
—
David?
Diyerek söze başladı Rose. David
başını kaldırdı. Yüzüne dikkatli dikkatli baktı. Bir kusur ararmışçasına. Ama
cevap vermedi. Rose ne yapacağını şaşırdı. Karşısındaki sandalyeye oturdu ve
David’in eline uzandı. O ise elini geri çekti.
—
Büyükbaban nasıldı, dedi David soğuk bir sesle.
—
İyiydi, dedi Rose. Tüm bunlara anlam veremiyordu.
Sadece yarım saat kadar geç kalmıştı. Hepsi bunun yüzünden miydi?
—
Bana söylemek istediğin bir şey var mı Rose, dedi
David.
Rose “eyvah, yıldönümünü unuttuğumu
anlamış” diye düşündü.
—
Var tabii ki. İlk evlilik yıldönümümüz kutlu olsuuun,
dedi ve hırkasının cebinden aldığı saati çıkardı. Tam kocasının bileğine
takmaya yeltenirken David ayağa fırladı.
—
Başka?
Başka ne olabilirdi ki? Neler
diyordu bu adam?
—
Başka mı?
—
Evet.
—
Ve seni çook seviyorum hayatııım.
—
Rose, gerçekleri söylemeni istiyorum.
—
Seni sevmediğimi mi düşünüyorsun?
— Artık rol yapmayı bırak Rose. Bunca zaman böyle bir
şeyi benden nasıl saklayabildin?
— David, nelerden bahsediyorsun? Dediğini kulağın duyuyor
mu? Ne saklamışım senden?
— Tüm konuşmayı duydum Rose, hepsini. Sana son bir kez
daha “Seni seviyorum, yıldönümümüz kutlu olsun” diyecektim fakat sen telefonu
kapatmadan çantana atmıştın.
Bu olamaz!
David, onun şu ana kadar kendisinden korkmaması için sakladığı sırrı
öğrenmişti. Şimdi bütün bunları ona nasıl açıklayacaktı?
— Bir
kurt olduğunu biliyorum artık Rose.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder